Ey fedakâr kardeşlerim; Sizinle dört beş kelime konuşacağım.

Birincisi: Bu defaki mektuplarınızın verdiği şevk ve sürurla derim ki: Ben, hizmet-i Kur’âniyedeki tam sadakat ve gayret ve sebat ve metanetinizi gördükten sonra tam bir istirahat-i kalble mevti ve eceli kabul eder, arkamda siz varsınız yeter diyerek dünyadan sürurla vedaya hazırım.

İkincisi: Burada, Âyetü’l-Kübrâ’nın birinci tebyizi, aynen bir sene sonra, oradaki birinci tebyizi gibi, Âyetü’l-Kübrâ’nın namına tevafuku var. İki tevafukun tetabuku tesadüfe havalesi imkânsız bir keyfiyet olmakla, kalemi zülfikar-misâl zâtın kalemiyle, otuz üç kelime-i tevhidin tevafukundaki gaybî imzayı cidden tenvir ve tasdik eder.

Dördüncüsü: Ben, üç senedir burada herşeyden tecrit edildim. Tahammülsüz tazyik altında bulunduğumdan, sizinle muhabere edemedim. Burada emsalsiz bir evham hükmediyor. Mümkün olduğu kadar, “Eşrâtü’s-Sâat” buradan gönderildiğini demeyiniz; belki “Onun bir eseridir, başka yerden elimize geçmiş” deyiniz. (Kastamonu Lahikası)

Üstad Hazretleri, Kıyamet alametlerinden bahseden Beşinci Şua isimli eserin adı olan “Eşrâtü’s-Sâat”ın elinde olan kişilerin bu eseri Kastamonu’dan değil başka yerden ellerine geçtiğini söylemelerini istiyor. Anadolu’nun manevi kurtuluş reçetesi hükmünde olan Risale-i Nur’un serbestçe yayılmasını istiyor. Üstad Hazretleri, iman hizmeti adına tehlike ve zarar gördüğü için böyle bir tedbir alıyor.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.