“Dünya saadeti dahi ibadette ve Allah’a asker olmaktadır.” kaidesini müslümanlar yerine getirmekte eksik mi yapıyor?

Allah’a asker olmak, O’na iman ile bağlanıp ibadet ile O’nu razı etmek manasınadır. Bir mümin Allah’a iman edip O’nun emir ve yasaklarını yerine getirir ise, hem Allah’a asker olmuş olur, hem de dünya hayatında mesut ve bahtiyar olur. Burada göz ardı edilen, saadetle refahı aynı şey kabul etmektir. Bir müslüman, dünya nimetlerinden olabildiğince istifade edip hayatını rahat ve refah içinde geçirmek için çalışmalı, ancak bunların ruha huzur vermede kifayetsiz kalacağını da bilmelidir. Rahat ve refah, kalp ve ruhtan ziyade, nefsin meşru istekleridir.

İnsanın iki dünyada mesut olmasının birinci şartı imandır, sonra “her şeyi Onun mülkü ve onun tasarrufunda bilmek, böylece Ona teslim olmak, gerekli sebeplere teşebbüs ettikten sonra neticeyi Allah’a tevekkül ederek beklemek. Neticenin mutlaka kendi nefsinin isteği doğrultusunda gerçekleşmesini beklememek, bu konuda ısrarcı olmamaktır. Bu ruh halindeki insana iman dünyada küçük bir cennet hayatını yaşatır. Böylece insan iki cihan saadetine erişebilir.

Bir diğer şart ise, “Bu dünyada başarıya ulaşmak için konulan kanunlara, şartlara kim riayet ederse sonuca o ulaşır. Şeriat-ı fıtriye denilen bu kanunlara uyanlar mümin olsun, kâfir olsun bu itaatlerinin mükâfatını görürler. Aksi halde yine inançlarına bakılmaksızın sefalet ve mahrumiyete düşerler. Bu noktada kişinin inancına değil, bu dünyada Allah’ın koyduğu fıtrî kanunları riayet edip etmediğine bakılır.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.