”Yoksa نَسُوا اللهَ فَاَنْسٰيهُمْ اَنْفُسَهُمْ اُولٰۤئِكَ هُمُ الْفاَسِقُونَ   “Onlar Allah’ı unuttular. Allah da onlara kendilerini unutturdu. Onlar yoldan çıkmış kimselerin tâ kendisidir.” Haşir Sûresi, 19. ayeti) sırrına mazhar olup, nefsini unutup, hayatın zevâlini düşünmeyerek hususî, kararsız dünyasını aynı umumî dünya gibi sabit bilip kendini lâyemut farz ederek dünyaya saplansa, şedit hissiyatla ona sarılsa, onda boğulur, gider. O muhabbet onun için hadsiz belâ ve azaptır. Çünkü, o muhabbetten yetimâne bir şefkat, meyusâne bir rikkat tevellüt eder. Bütün zîhayatlara acır, hattâ güzel ve zevâle maruz bütün mahlûkata bir rikkat ve bir firkat hisseder; elinden birşey gelmez, ye’s-i mutlak içinde elem çeker.

Fakat gafletten kurtulan evvelki adam, o şedit şefkatin elemine karşı ulvî bir tiryak bulur ki, acıdığı bütün zîhayatların mevt ve zevâlinde bir Zât-ı Bâkînin bâki esmâsının daimî cilvelerini temsil eden âyine-i ervahları bâki görür; şefkati bir sürura inkılâp eder. Hem zeval ve fenâya maruz bütün güzel mahlûkatın arkasında bir cemâl-i münezzeh ve hüsn-ü mukaddes ihsas eden bir nakış ve tahsin ve san’at ve tezyin ve ihsan ve tenvir-i daimîyi görür. O zeval ve fenâyı, tezyid-i hüsün ve tecdid-i lezzet ve teşhir-i san’at için bir tazelendirmek şeklinde görüp, lezzetini ve şevkini ve hayretini ziyadeleştirir.”(Mektubat)

Üstad Bediüzzaman Hazretleri burada,insanı gaflete düşüren en önemli sebeplerden birisinin his yanılgısı olduğunu söylüyor. İnsanın bu fani dünyayı ebedi olarak algılamasına dikkat çekiyor. İnsanı bu noktada yanıltan en önemli şey dünyanın demirbaşı hükmünde olan eşyanın, bir derece sabit ve devamlı olmasıdır. İnsan etrafına bakıyor dağlar, ovalar, nehirler, güneş gibi unsurlar milyonlarca yıldır aynı ve değişmiyorlar. Nefiste muhakemeden çok hissiyat galip olduğu için, bu etrafındaki sabitlik ve devamlılığı kendi üstüne alıp, kendinin de devamlı ve sabit olduğu ahmaklığına hükmediyor.

Yalnız bütün eşyanın ölümü olan kıyametten korkuyor, halbuki kendi kıyameti yanı başında onu gözlüyor. Güya kıyamet vaktine erişecekmiş gibi, kıyametten korkup ürküyor. Bu nefsin önemli bir manevi hastalığıdır. İnsanları dalalet ve gaflete iten bu his yanılgıdır.

İnsan aklını başına almalı ve her gün ölen insanlara bakıp ölümün kendisine ne kadar yakın olduğunu hissetip ona göre yaşamalıdır.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.